Çok Büyük Sıkıntım Var Hocam

20 Haziran 2015

Fark ettiniz mi bilmem, radyo istasyonlarının belli frekans aralıklarında sanayi sitesi tadında yan yana boncuk gibi dizilmiş dini radyolar var. Bu aralıktan geçerken frekans ilerletme tuşuna her basışta ya bir zikir, ya ezan yada Arapça vurgularla Türkçe konuşan bir dj’e rastlıyorsunuz.

Geçenlerde okulumdan otobüsle İstanbul’a dönerken, sırf sıkıntıdan hepsi ayrı bir sosyoloji tezine konu olabilecek bu radyolardan birine takıldım. Haydi kanalın adını da söyleyeyim: Bayram FM. Bu radyoda ekolu bir jingle, yada hayat dolu bir kadın DJ duymanız imkansız. Ama bol bol ölüm, pişmanlık, acı ve af dileme temalı muhabbete denk gelebilirsiniz.

Radyonun web sitesinde yer alan top 30 listesinde “Medine incisi”, “Nur çeşmesi”, “Hürmetine affet bizi” gibi, zikir çekerken tansiyonu düşürüp nirvanaya ulaştırabilecek bir çok hit parça var. Hit olmak için gerekli şartlar ise ince bir sese sahip olmak, Türkçeyi Arapça gibi seslendirebilme yeteneği ve şarkının fonuna hızlı yada yavaş, bol nefesli bir zikir sesi koymaktan ibaret. Bir de hiç Photoshop bilgisi olmayan biri tarafından yapılması şartıyla camili, dualı falan bir albüm kapağınız olmalı. Bu şartlara haiz olmanız durumunda muhafazakar camiada bir “ilahi star” olmanız işten bile değil.

Radyoda yine bol zikirli, bol dua ve yalvarışlı bir ilahinin ardından telefon yoluyla dini soruların yanıtlandığı bir programa geçildi. “Çok büyük sıkıntım var hocam, bir hatim istiyorum sizden” diyerek hocaya yalvaran bir kadınla açılışını yaptı program. Hoca “Sıkıntın nedir” diye sormaya dahi gerek duymadı, çözümü belliydi. Eline bir Kuran alıp 23, 24, 25 ve 26. Cüzleri okumasını tembihledi kadına. Dertlere derman hocamız fıkıh bilgisini konuşturuyor, herkesin yarasına illa ki bir merhem çalıyordu.

Daha sonra sıra, dini radyoları hedef tahtasına koymama sebep olan o soruya geldi. Dinleyenlerden biri hamile olduğunu ve doktorun sağlık problemleri nedeniyle hamileliği sonlandırmak istediğini söyleyerek, bu durumda ne yapması gerektiğini hocamıza danışıverdi. Hocamız dini inançlara göre cenine kaçıncı aydan itibaren “ruh üflendiğini” ve ne kadar süre geçtikten sonra hamileliği sonlandırmanın dini inançlara göre sakıncalı olduğunu anlatmaya başladı. Dikkatle hocayı dinledim, zıvanadan çıkma anını sabırla bekledim.

Sonunda hocamız peş peşe bombaları patlatmaya başladı. Doktorların dini inançlara riayet etmediklerini, “paralarına baktıklarını” ve “kafalarına göre” böyle bir şeye karar veremeyeceklerini söyledi. Ağzım açık kalmış, radyoyu dinlerken diğer duyu organlarımın tamamı iptal olup dikkati kulağıma yoğunlaştırmıştı. “Ana rahmine şiş sokup bebeği öldürüyorlar” gibi tariflerle kürtaj’ı dramatize ettikten sonra hocamız küçük bir anekdotla duruma neden böyle bir öneriyle yaklaştığını açıklamaya başladı.

Anlattığına göre doktorlar bir arkadaşına da çocuklarının zeka özürlü ve felçli doğabileceğini söylemiş, kürtaj önermişler. Fakat kendisi arkadaşından bunu reddetmesini istemiş. Neden diye sorarsanız sebebi de bunun “ezelden beri Allah’ın takdiri” olmasıymış. “Allah özürlü doğmasını, felçli doğmasını takdir ettiyse buna karşı çıkamayız” sözleriyle zirve yapan hocamız müthiş bir finalle yorumuna noktayı koydu: “Doktorların her söylediğine inanma, sen vicdanına göre karar ver.”

Dinin mutlak ahlak yasaları bu durum hakkında ne der tam olarak bilmiyorum. Ama evrensel etik, bilinmeyen şeyler hakkında atıp tutmamayı gerektirir. Tıp eğitimi almamış birinin yüzünü bile görmediği bir kadına sağlığı ile ilgili hayati kararlarında tavsiye vermesi çok sakat bir durumdur. İkinci problem ise ülke çapında yayın yapan bir yayın organının sağlık konusunda doktorlara güvenilmeyeceğini ilan etmesidir ki, bu diğerine göre çok daha vahim bir durumdur.

“Doktorun her dediğine inanmayan” kadının, neden sağlık eğitimi almamış, Kuran ayetleri, hadis, sünnet ve fıkıhtan başka bir şey bilmeyen bir adamın sözüne inanması gerektiği de bir muamma. Doktora güvenemeyebiliriz, peki. Ama bir doktora güvenmiyorsak onun kararlarını ancak ve ancak başka doktorların kararlarıyla sınayabiliriz. Kaldı ki sağlıkla ilgili bir mevzuyu doktora sormayıp kime soracağız, ulus çapında yayın yapan bir radyo frekansında konuşuyor olmanın verdiği gazla sınırlarını aşan zırcahil bir radyo programcısına mı ?

Belki de en acı olanı kadınlarımızın sağlıklarını ilgilendiren hayati bir mevzuda doktorun açıklamasına güvenip güvenmeme hususunda bir hocaya danışmasıdır ki, altını kazdıkça daha vahim konulara götürür bizleri.

Neyse ki program bitti, ardından radyoda yatsı ezanı başladı. Ezanın en güzel yanı, kısa bir süre için de olsa hocaların araya girip bilmedikleri konularda atıp tutmalarını engelliyor oluşuydu. Ezan hiç bitmesin istedim.