Dansa Davet

20 Haziran 2015

İlkokulda beden eğitimi dersi nasıl gidiyor diye bir Cuma akşamı okulumuzun bahçesine şöyle bir baksaydınız, ilk aşamada hiçbir anlam veremeyeceğiniz bir sürü şey görürdünüz.

Bazılarını bir şekilde çözersiniz tabi, önlüğü yırtılmış, yakası bir yana, düğmesi bir yana gitmiş toz toprak içindeki şu öğrenci %98.6 ihtimalle aptal bir sebepten kavga etmiştir. Dili masmavi olmuş bir çocuk görürseniz de telaşlanmayın. Okulun hemen karşısındaki bakkalın dolabını açıp bakın, “Meybuz” denen salak icadı görüp rahatlayacaksınız. Leblebi tozunun varlığından da haberdarsanız, plastik bir çubuğun ucunu yarım saat kıvrak dil darbeleriyle dileyen çocuğa da sapık muamelesi yapmazsınız. Çünkü yaşayanlar bilir ıslandığından dolayı tıkanan bir leblebi tozu tüpünün 6-7 yaş grubu çocukların bünyesinde yarattığı çaresizliği.

Gelelim işin zor kısmına. Peki şu bahçenin kenarındaki ağaca sırtını dayamış, sarhoş gibi bakan çocuğun olayı nedir ? Tam karşısında oturmuş gülüşen 6 kızı gördüğünüzde aklınızda bir şimşek çakacaktır muhakkak. Grubun ortasında oturan ve diğerleri kadar iştahlı gülemeyen kızın adı Merve. Uzatmaya gerek yok, ağacın altında oturan çocuk da benim. Yalnız siz fazla yaklaşmadan, uzaktan bakmaya devam edin. Çünkü durum biraz karışık.

Aslında olayın ne olduğunu anlayabilmek için bir saat öncesine gitmekte fayda var.

Az önce kavga edip götü başı dağıtmış olan çocuğu tertemiz önlüğüyle bahçenin orta yerinde ayakta beklerken göreceksiniz. Yanında dili henüz mavileşmemiş arkadaş, onun yanında da leblebi tozu müptelası çocuk var. Küfrederek önlüğünün üzerine uçan leblebi tozlarını temizleyen, yakasında “Gezi Ve Gözlem Kolu” rozeti takılı çocuk da benim. Gözlemlediğim ise karşımıza dizilmiş kızlar arasında pırlanta gibi parlayan Merve’den başkası değil.

Bahçede ip atlayan, top koşturan bir yığın çocuğun arasında düzenli bir şekilde sıralanmış kız ve erkek çocuklarının ne yaptığını hala çözemediyseniz söyleyeyim. “Dansa Davet” isimli akla zarar bir oyun oynuyoruz. Karşılıklı dizilmiş erkek ve kızlar sırayla davet etmek istedikleri kişinin yanına kadar gidip ellerini uzatacaklar. Kabul edenler ellerini verecek, kabul etmek istemeyenler ise davetçinin eline bir tokat atarak geldiği yere geri gönderecek. Herkes kendine eş bulduğunda ise dans ile uzaktan yakından alakası olmayan saçma salak hareketler yapacak ve bu hareketleri bir döngü halinde sıkıntıdan midemiz bulanana kadar tekrarlayacağız.

İlk bakışta aptal ve masum bir çocuk oyunu gibi görünüyor ama ilgisi yok. Dansa Davet oyunu toplumun yıkılmaz tabuları arasından birbirimize gülümseyebildiğimiz yegane organizasyondu. Bir nevi sosyalleşme aracıydı. Kim kimi seviyor, kim kime gıcık oluyor bu oyunda belli olurdu. Platonik aşıklar ilk çıkışlarını bu oyunda yapardı. Bu oyunda yaşananlar asla unutulmaz, bütün bir hafta tüm sınıf tarafından konuşulurdu.

Cesaretimi topladım ve gözlerimi hiç ayırmadan Merve’ye bakmaya başladım. Dudağının kenarındaki küçük ben her zaman olduğu gibi yine odaklanma noktam oldu. Şaşkın bakışlar arasında yavaş yavaş adımlarımı atarak Merve’nin karşısına geçtim ve elimi uzattım.

Merve utançla karışık bir şaşkınlıkla ömre bedel bir bakış attı gözlerimin içine. Ama çok uzun sürmedi, hemen yere çevirdi gözlerini. Birden bir sessizlik oldu. Saniyeler geçiyor, elim havada bekliyordu. Arkadaşlarım aralarında dalga geçerek halime gülmeye başladılar. Belli ki kendimi rezil ettiğimi düşünüyorlardı.

Oysa 7 yıllık ömrümde gördüğüm en güzel şeydi Merve. Ne olursa olsun bakmaya, dokunmaya değerdi.

Derin bir nefes alıp halime gülen arkadaşlarıma baktım. Attıkları kahkahaların ardında kendi cesaretsizliklerini gizliyorlardı. Tam geri dönmek üzereydim ki, Merve’nin küçük, sıcak elini avuçlarımın arasında hissettim. Davetimi kabul etmişti. Oyun hiç bitmesin istedim.

Dans, okuldan kaydını aldırıp başka bir semte taşınana kadar sürdü.

Görebilenler için oyun hala devam ediyor. Sadece daha büyük ümitler besliyor, daha büyük acılar çekiyor, daha büyük riskler alıyoruz, hepsi bu. Okullarımızın cıvıltılı bahçelerinden, kabristanın hüzünlü sessizliğine ulaşana dek, korku ve ümidi kalbimizde birleştirerek sürekli belirsizliğe doğru uzatıyoruz ellerimizi. Sadece avuçlarımızda bir parça sıcaklık hissedebilmek için.

Atılan her adımı yeni bir yenilgi zannedip size kahkahalarla gülen o küçük çocuklara aldanıp evrenin avuçlarınıza bıraktığı mucizeyi saklamayın. Adım adım yürümeye devam edin.

Elinizi uzatın.