Elektrik Alamadım

20 Haziran 2015

Onlar. Her türlü cinsel aktiviteden uzak düşlediğimiz, rüyalarımızda ellerine bir asa ve üstlerine de beyaz bir entari vererek bilge adam ilan ettiğimiz ak sakallı dedelerimizin bilinmeyen yönlerini keşfetmemizi sağladılar. Onlar sayesinde öğrendik kırkından sonra azanı teneşirin paklamadığını ve kırk yaş üzerindeki insanların da bildiğin senin benim gibi (belki senin benim gibi olmasa da bir şekilde) seviştiklerini. Onlar öğrettiler bize insanların sadece dış görünüşüyle değil, içiyle de (maaş, gayrimenkul,çocuk,evlilik sayısı vs.) ilgilenmeyi. Onlar, her sabah televizyonlarımızı saatlerce istila eden canlı yayınlar. Onlar, bitmek bilmez tanışmalar, hoşlanmalar, elektrik almalar ve ayrılmalar. Onlar… Onlar Evlilik Programları.

Saçları yapılmış, bir ton makyaj ile yüzü pürüzsüz hale getirilmiş genç kızımız televizyondan biz fanileri selamladıktan sonra hareketli duvarın sağındaki koltuğuna oturuyor. Ekranın alt köşesinde kızın bilgileri sıralanıyor. “21 yaşında, hiç evlenmemiş, filan burcu, hobileri hede hödö.” Biz, programı seri halinde takip etmeyen akıl fikir sahibi izleyiciler, kısa bir özetle kızın şu ana kadar taliplilerini reddetmekle ün kazandığını öğreniyoruz. Kızın gözlerinde süper ligde galibiyet serisi yakalamış bir takım kaptanının bakışları var.

Stüdyodaki seyirciler yorumlarını yapmaya başlıyorlar, tek derdi oymuş gibi “Birini seç artık” diyor 40’lı yaşlarındaki bir ev hanımı. Feminen hareketlerle entelektüel göründüğüne yürekten inanan bir adam ise “Bence hayatına yön verirken birden fazla kriterin olmalı” diyor kıza. Fakat kızın neden bir üniversite eğitimi görmek veya en azından gençliğini yaşamak yerine hemen 21 yaşında evlenmek istediğini kimse sormuyor. Evlenmek istiyorsa bile bunu neden hemcinsleri gibi flört ederek doğru insanı bulma yoluyla değil de, bir televizyon kanalının canlı yayınında yapmak istediği de bir muamma. Ama sanıyorum programın yapımcıları da hedef kitlesinin beyninin ambale olduğunun farkında olacak ki, bu tür sorularla ilgili hiç bir kaygı taşımıyorlar.

Bir de dedelerimiz ve ninelerimiz var tabii. Yapımcıların onları sahneye çıkarıp iliğini kemiğini emmek için daha geçerli bir sebepleri var; onlar yalnızlar. “Eşim 30 yıl önce öldü ve onu hala özlüyorum” derken gözlerinden yaşlar süzülen bir dedenin karşısında değil RTÜK, dağ olsa duramaz. Lakin buna karşın dedemizin tek özelliği kaybettiği aşka duyduğu özlem olsaydı maalesef bu duygusallık kadınlar için bir şey ifade etmezdi. Neyse ki dedenin gözyaşlarının yanı sıra bir emekli aylığı, birikmiş parası ve gayrimenkulleri de var. Bunlar da kadınlarda en azından sevinç gözyaşları görmek için yeterli özellikler.

Gayrimenkul, emekli maaşı birer artı puan. Çocuklara gelirsek, kadının gözünde mirasçıdan başka bir şey değiller. Çocuklar da zaten babalarına yaklaşan her kadına miras avcısı olarak bakıyor. Çocuklu bir damat adayının gayrimenkul sayısından çocuk sayısını çıkardığımızda elde edilen rakam ne kadar yüksekse, gayrimenkullerden bir kısmının kadının üzerine geçirilmesi ihtimali de o kadar yüksek. Eksi bir rakam çıkması halinde reddedilmek çok da şaşırtıcı değil. Zaten “Elektrik alamıyorum” sözünün meali de bu.

Fakat nadiren de olsa Nine sıfatını almaya hak kazanacak yaşların eşiğine gelmiş kadınların mal mülk dışında bazı özel beklentileri de olabiliyor. Poposunun kılları ağardığı halde evrimle kazandığı “doğadaki en güçlü erkekle çiftleşme” içgüdüsünü kaybetmemiş kimi kadınlar, bu tarz programlarda gençliklerinde olduğu gibi erkeklere canlı yayında maymunluk yaptırmaya devam ediyorlar. Yalnız doğal olarak erkekten bekledikleri şeyler gençlik zamanlarındakilere göre daha mütevazı. Eğer ak sakallı dedemiz takım elbisesiyle stüdyonun yakıcı lambaları altında kalp krizi geçirmeden birkaç dakika göbek atabilirse dişisini etkileyebiliyor. Ölürse de yapacak bir şey yok, doğal seçilim böyle bir şey. O gider, birkaç saniye daha göbek atabilen bir dede gelir. Ve kim bilir, belki de bu programların neden olduğu seçilim sayesinde milyonlarca yıl sonra yer yüzünde yarım saatten fazla göbek atan dedeler türeyebilir.

Aktardığım tespitlerle nihayet yazımı bir sonuca ulaştırmak niyetindeydim. Ama gel gelelim gözlem yapayım derken programa fena takıldım. Şu an ne mit mensuplarının sorgulanması sorununu, ne Suriye, ne insan hakları ihlalleri ne de petrol fiyatları umrumda. Tek düşündüğüm Dürdane Hanım. Acaba Atilla Bey’i beğenecek mi ? Niye beğenmesin ki, kendi çapında yakışıklı bi adam, üstelik esprili de. Evi, emekli maaşı falan da var. Ondan iyisini mi bulacak ?