Haram Zıkkım Olsun

20 Haziran 2015

Fırtınalı bir çocukluk (fırtınalıdan kastım bildiğin varoş çocukluğu) yaşayanlar bilirler, çocuklar çöpe atmaya karar verdikleri oyuncakları atmadan önce üzerine tükürüp tüm diğer çocukların ortasında “Bunu alıp oynayana haram zıkkım olsun, Allah belasını versin” diyerek atabilecekleri en uzak noktaya fırlatırlar. Eğer söz konusu “oyuncak atma törenine” katılmamış bir çocuk oyuncağı alıp onunla oynamaya karar verirse, mevzudan haberdar olan diğer çocuklar “Oğlum ona tükürüp beddua ettiler lan” diyerek arkadaşlarını uyarırlar. O da haliyle racona uyarak oyuncağı atar yere.

Dikkatli bakılırsa bu malca çocuk davranışında, biz kendini yetişkin zannedenler için çok çarpıcı ayrıntılar vardır. İleriki yaşlarda gelişecek olan “Ya benimsin ya kara toprağın” psikozunun ilk semptomlarından biridir bu.

Bu yüzden ayrılan çiftlerde ayrılığın hüznünden çok, potansiyel başka insanların telaşı vardır. Ya çöpe attığım oyuncak başka çocukları mutlu ederse ? En iyisi üzerine tüküreyim. Yada sıkılsam da çöpe atmayayım ki puştun teki alıp gözümün önünce oynamasın. Sırf bu korku ile ite kaka devam eden ilişkilerin bir çoğuna Aşk denir bu yüzyılda.

Geniş kesimlerce sapık olarak tanınan, ama aslında çok sağlam bir bilim adamı olan, benim kısaca “her boku bilen adam” diye tabir ettiğim Sigmund Freud insan psikolojisinin derin açmazlarından birine işaret ederek “Bir şeye duyulan sevgi, ona sahip olma isteğinden gelir” demiştir toprağa karışmadan önce.

Oysa bir insanı sevmek, onu ödünç almak gibidir. Bir insanı sevmenin bir cep telefonu yada ev satın almaktan farkı budur. Kafeste olmadığı halde kaçmayan bir kuştur sevgili, sahip olamadan sahip olabildiğiniz için çekicidir.

Oyuncaktan çöpe atacak kadar sıkıldıysanız başka birinin alıp oynama ihtimali bu kadar germesin sizi. Oynamasanız da tükürmeyin onlara. Oyuncaklarla oynama çağınız bittiğinde, bir gün raflarınızda duran anılarınız olacaklar.