Karmaşık Yollar

20 Haziran 2015

Yedikule göğüs hastalıkları hastanesinden eve dönüyorduk. Bir tünelin içerisinden geçtikten sonra tabelalar çıktı karşımıza. Bir yönde Aksaray, diğer yönde ise Çevreyolu yazıyordu. “Çevreyoluna giriyorum” dedim. “Dur bakalım” dedi. Düşünceli gözlerle tabelalara bakmaya başladı. Hızımı azaltıp yol ayrımını ortalayarak gitmeye başladım. Gözlerini ayırmadan tabelalara bakmaya devam ediyordu. Öyle büyük bir konsantrasyonla bakıyordu ki, orada tabeladan öte bir şeyler görüyordu sanki. Saniyeler geçiyor, arkamdan çalan kornaların sayısı git gide artıyordu. Sonunda orta refüje dalmamak için son saniyelerde direksiyonu kırdım ve artık küfür uzunluğuna ulaşan kornalar eşliğinde Çevreyoluna girdim. Kavşak bizden uzaklaşırken camdan dışarı baktı ve “Keşke Aksaray yönüne girseydik” dedi.

Garip adamdı babam.

Çevreyolunda ilerlerken Bağcılar çıkışını görünce yüzüme bile bakmadan “Bağcılar çıkışından mı çıksak acaba” dedi kendi kendine. Bu bir soru cümlesi de olsa, tonlamasında saklı olan “Bağcılar çıkışından çık” mesajını fark edecek kadar tanıyordum babamı. Sağ şeride geçtim, Bağcılar çıkışından çıkarak çevreyolunu terk ettim. Çevreyolu ufukta kaybolurken babam tekrar yan camdan arkasına doğru baktı, ama hiçbir şey söylemedi. Beş dakika sonra Bağcılar’ın keşmekeş trafiğinin ortasında  kalınca beklendiği gibi “Çevreyoluna devam mı etseydik acaba” dedi.

Bir süre sonra, “Bahçelievler’e dönüyorum itirazı olan var mı” diye sordum, kimseden ses çıkmadı. Annem de arka koltukta sessiz kalma hakkını kullanıyordu. Bahçelievler’e döndüm. Trafik yine sıkışınca iyice bunalan babam camı açıp bir sigara yaktı. Ortam iyiden iyiye gerilmişti. “Ne biçim yerlere geldik biz, iki saattir boş boş dolanıyoruz” dedi. Hiçbir şey söylemeden trafiğin ilerlemesini bekledim. Trafik ilerlemeye başladı fakat babam patlamıştı bir kere. Laf üstüne laf çarpıyor, trafikte geçirdiği her dakikanın bedelini ödetiyordu. Birbirimize bağırarak ve kavga ederek bir şekilde eve vardık.

Daha sonra babam aramızdaki 40 yaşı, inadını ve gururunu bir kenara itip, yoldaki gerilim için özür diledi benden. Yüzümdeki tüm gerginlik bir anda dağıldı, gülümsedim. Önemli değil dedim. Sarıldık birbirimize.

Bu olaydan birkaç ay sonra, elimde bir kürekle toprak attım babamın mezarına.

İnsanların birçoğu gibi, her daim sırtında bir çuval “keşke” ile gezerdi babam. Yedikule Hastanesinden Evimize kadar olan gerilimli yolculuğu, Balıkesir Gönen’de başlayıp İstanbul Gülbahçe Mezarlığı’nda son bulan uzun yolculuğunun küçük bir parçasıydı sadece. Son gününe ulaşana dek birçok kez yanlış yola sapmış, pek çok kavşağı da kaçırmıştı. Hayat onu fazla dolandırmış olsa da O, sonunda bir şekilde yolunu buldu ve tamamladı. Ne yapacağını şaşırsa da, sinirlenip tepesinin tası atsa da, hiçbir zaman kaybolmadı. Kaybolmadı, çünkü onun yolunun bittiği yerde bizim kavşağımız başlıyordu.

Siz de evinize giderken bir çok yol ayrımıyla karşılaşabilirsiniz pekala. Belki de tabelalara bakıp kalırsınız bir ömür boyu.

Acaba Aksaray’a mı dönmeli, yoksa Çevreyoluna mı girmeli ?

Yolun sonunda hala bitmeyen bir sevgiyle birbirinize sarılabiliyorsanız, hangi yola girdiğiniz kimin umurunda ?