Sanatçı Fantezisi

20 Haziran 2015

Arkadaşımla internetten müzik videoları izleyerek sohbet ediyorduk. Sıra Murat Boz’un bir klibine geldiğinde, arkadaşım övgü tonlamasında bir küfürle (küfrederek övmek topraklarımıza özgü bir kompliman yapma tekniğidir) sözüne başlayarak şöyle dedi: “Bu ülkede her kızın “vereceği” iki tane adam var. Biri bu (Ekranda vücudundan su damlaları süzülen Murat Boz’u gösteriyor) biri de Kıvanç Tatlıtuğ.” Kızların “vermesi” tabiri ucu ataerkil toplum yapısına, Orta Asya’nın bozkırlarında esen rüzgârlara kadar uzanacak denli geniş, apayrı bir yazı konusu olurdu, ama şu an derdim başka.

Üniversiteler halkın zihninde sanatın ve bilimin gerçek değerini bulduğu ve yüceltildiği ilim ve irfan yuvaları olarak bilinedursun, olayın iç yüzünü biz üniversiteli gençler biliyoruz. Ne acıdır ki gözlemlerimize göre Türkiye’nin çoğu bölgesinde üniversite, esasında bilim ve sanatla uzaktan yakından alakası olmayan bir kurum olup, tek işlevi ilkokul ve lisede karşı cinsten ölümüne uzaklaştırıldığı için bunalıma giren ergen ertesi gençlerin geç de olsa sosyal hayata ve dolaylı olarak cinsel hayata bir girizgâh yapmasını sağlamaktır.

Bu sebeple ömründe ilk kez üniversitede eli bir kız eline değmiş gençlerimizin cinsel uzuvlarıyla beyinleri bu şokun etkisiyle nereden baksanız en azından 4 yıl boyunca yer değiştirebiliyor. Bu da uzunca bir müddet dünyaya bacak arasından bakmak, her şeyi bu minvalde ele almak demek. Bütün bunlar çevremde olup biten, günlük hayatımın bir parçası olan olaylar olsa da, sırf siz okurlar için olan bitene çok hayret ediyormuş gibi yaparak çaktırmadan yazıya devam etmeyi düşünüyorum.

“Abi ne kız götürüyordur bunlar var ya” gibi ahlaktan yoksun söylemlere en çok konu edilen sanatçılar Rock grupları. Rock gruplarında bateristler bile yediği önünde yemediği arkasında farz edilir. Solistlere ise öğle yemeğinde bile kucak dansı yapıldığına inanılır. Gerçi eline gitar alan her gencin sırrı keşfedilemeyen bir manyetizma ile kızları etrafına toplaması olgusu yüzünden ben de durumdan kıllanmıyor değilim, ama konu bu değil. Asıl mevzu tüm sanat dallarına kız tavlama aracı olarak bakılması.

Öte yandan bağlantılı bir diğer olgu da sanat camiasında başarılı olan kadınlarımızla ilgili. Onlara karşı en yaygın yaklaşım ise – aynı şoku sizlere de yaşatmak amacıyla affınıza sığınarak aynen aktarıyorum- “Kim bilir kaç kişi çakmıştır buna” şeklinde. “Çakmak” fiiliyle kadının tümüyle edilgen bir rol oynadığı cinsel ilişki kastediliyor. Yada lafı uzatmaya gerek yok, düpedüz hayvanca bir tabir bu. Nispeten daha kibarcası da “Kim bilir kaç kişinin yatağından geçti de geldi o noktaya” şeklinde.

Biz izleyici ve dinleyiciler bir grup solistinin yada kadın sanatçının kimlerle cinsel münasebette bulunduğunu yada yataktaki performanslarını merak etmiyoruz. Zira ekranlarda izlediğimiz şey porno değil.

Birilerinin yatağından geçerek ünlü olma konusuna gelirsek, kötü bir oyunculuk da, kötü bir ses de birileriyle yatarak kurtarılabilecek şeyler değil. Dizi manyağı olmuş, albüm koleksiyonları yapmış Türk insanının farkında olmadan yaptığı elemeler sayesinde sanatçılarımız her geçen gün daha profesyonel hale geliyor. Fakat sektör ne kadar ilerlerse ilerlesin, hayalleri olan bir kıza elinde viski bardağıyla “İstersen seni çok ünlü yapabilirim yavrum, birlikte bişeyler içer miyiz” diyerek sarkan yapımcı imajını bir türlü zihinlerimizden silemiyoruz, Yeşilçam sağolsun.

Anlaşılmayışını çok derin oluşuna, yediği kazıkları da çok dürüst oluşuna bağlamayı seven insanımız, oyunculuktaki yeteneksizliği sebebiyle başarısız oluşunu da yapımcıya yaltaklanmamasına, dolayısıyla ahlaklı oluşuna bağlıyor. Böylece bir yerlere gelmiş her insan otomatikman ahlaksız olmuş oluyor.

Bu, hükümetlerin dini ve milliyetçi duyguları coşturup kendi çarpıklıklarının fark edilmesini engelleme tekniğiyle tamamen aynı yöntem. İkisi de esas olarak yapılması gereken işin ne kadar kötü yapıldığının görülmesini engelleme amaçlı saçmalıklar yığınından başka bir şey değil.

Hayır, kimse kız peşinde koşarken kazara sanat yapmaz. Bir başka deyişle sanat dallarını bugün bulundukları yere hormonlarımız sayesinde getirmedik. Aslına bakarsanız bu muhabbet ne sanatçıların umrunda ne de yapımcıların. Tek problem aklı cinsel uzvunda gezmenin ve oturulan yerden konuşmanın bu topraklarda birer ata sporu olması.