Aşklar Yalan

12 Ocak 2017

Geğirerek “Aşklar yalan” diyebilecek yetenekte bir çok arkadaşımızın alkol masalarında sık sık vurguladığı gibi, ilişkiler bir yere varmamalarıyla meşhurdur.

Ezkaza bir masada konusu açılırsa yüzeysel yüzeysel konuşup sıramı savıyorum, en temizi.

Çünkü ilk olarak, konunun temelinde kadın-erkek ilişkisinden öte, bireyler arası devasa bir iletişim problemi yattığını tespit etmeden mevzuyu tartışmanın bir anlamı yok. Ve çoğu masanın kafası bu tarz çetrefilli analizleri kaldırmıyor.

Öte yandan, uzatmalı ilişkilerden finalde tokadı yiyince ilişki uzmanına dönüşen gençler sohbet masalarına atama beklerken kimsenin ekmeğiyle oynamak istemem. O masalar ki, ispatı yüzyıllar alabilecek keskin fikirler ölümüne savunuluyor etrafında.

Evvela, bir başka insanın kafasına tümüyle ulaşmanın imkansıza yakın oluşu varoluşumuzun en büyük trajedilerinden biridir. Fırtınalı ilişkiler üzerinden dandik teoriler üretmeye başlamadan önce bu gerçeğin yasını tutmak gerekir.

Gerçek anlamda sürüngen beyni ile sosyal insan beyni mimarisi arasında sıkışan bilincimiz her bilinç katmanında birbirine zıt, farklı şeyler düşünüp evrenden gelen milyon çeşit uyarana yanıt vermeye çalışırken, bir başka insanla gerçek bir ilişki kurmaya hangi ara vakit ayıracak ?

Eğer bu konuda bir-iki adım ilerlemek istiyorsanız, duygusal insanlar tarafından topa tutulma riskini alarak analitik bir tavır benimsemeniz gerekir. Çünkü bu tarz mevzular üzgün ve öfkeli insanların çözemeyeceği denli karmaşıktır. Hayatında buna benzer bir dönem yaşamış her vatandaş da onları bilgece affedecektir sanırım.

Peki, iyi de ne bok yiyeceğiz finalde ?

Önce kendimizi tanıyacağız tabii ki. Hepsinden önce “kendini tanıma” konusuna bir klişe olarak yaklaşan insandan bir bok olmayacağını çözeceğiz. Bir başkasına, onun kafa karışıklığını çözmeyi vaadetmeden önce kendi bokumuzu temizleyeceğiz. Ardından, yeryüzündeki tüm insanlardan “Ben kimim, bu hayattan ne bekliyorum” gibi temel soruların cevabını vermesini bekleyeceğiz.

Küresel ruh, bizlerden itaatkar tüketiciler olmamız dışında bir şey talep etmiyor. Global ekonominin kendimizi tanımamız noktasında herhangi bir talebi yada endişesi yok. Gezegeni hakimiyeti altına alma arzusuyla yanıp tutuşan yüce sermayenin tek isteği belli oranda, çarkı döndürecek kadar hırsa sahip olmanız, sistemi belli markaların, sosyal medya akımlarının, giysilerin, saç-sakal-bıyık şekillerinin, müzik gruplarının ekseninde zararsız eleştirilere tabii tutmanız, hepsi bu.

Tamam, hayat ölerek uyanacağımız bir rüyadan ibaret. Ama bu kadar da olmaz ki anasını satayım. Rüya içinde rüya görmenin bizlere ufak-tefek tatmin duyguları yaşatmak dışında bir getirisi yok dostlar. Uyansak güzel olur artık.

İlişkiler üzerine konuşmak mı istiyorsunuz ? Buna dünyanın sesini kısıp kendinizi dinleyerek başlayın.  Her şeyden önce, cinsiyet ayrımı yapmadan bir başkasına kendinizden sansürsüz şekilde bahsetmeye cesaret edin. Karşınızdaki insana kendinizi tüm çıplaklığınızla sunmak için sevişeceğiniz ana kadar beklemeyin. Yoksa bir gün kendinizi alkol masasında öfkeye dönüşen aşkınızla “Aşklar Yalan” hipotezini savunurken bulabilirsiniz. Bu kadar tez canlı olmayın.

Çünkü bizi biz yapan detayları tıraşladığımızda, geriye tüm kırılganlığıyla, tüm zayıflıklarıyla insanlığın kendisi dışında birşey kalmadığını, aynaya baktığımızda aynı anda bütün bir insan ırkını gördüğümüzü kavramadan gerçekten iletişim kuramayız bir başkasıyla, bunu anlayın.

Bu mevzuları çözün, sonra gelin tokuşturalım kadehlerimizi yıldızların altında, muhabbete dalalım.

Zaten toplasan kaç yılımız var şu dünyada ?